Kategori: Sağlık Haberleri

  • Sindirim Sisteminizin Kâbusu: İşte Sindirimi Bozan 5 Büyük Düşman!

    Sindirim Sisteminizin Kâbusu: İşte Sindirimi Bozan 5 Büyük Düşman!

    Sindirim sağlığı, genel sağlık ve yaşam kalitesi için hayati öneme sahiptir. Ancak günlük alışkanlıklarımız ve tükettiğimiz bazı gıdalar, sindirim sistemimizin düşmanı haline gelebilir. İşte sindirim sistemini olumsuz etkileyen beş düşman ve bu etkilerden kaçınma yolları:

    1. İşlenmiş Gıdalar

    Yüksek oranda işlenmiş gıdalar, sindirim sistemini zorlayabilir. Bu tür gıdalar genellikle liften yoksun ve yüksek miktarda şeker, tuz ve katkı maddeleri içerir. Lif, bağırsak hareketlerini düzenlemeye yardımcı olurken, işlenmiş gıdaların aşırı tüketimi kabızlık ve diğer sindirim problemlerine yol açabilir.

    Sindirim Sisteminizin Kâbusu İşte Sindirimi Bozan 5 Büyük Düşman!

    Çözüm: Taze meyve, sebze gibi doğal ve işlenmemiş gıdaları diyetinize dahil ederek işlenmiş gıdalardan uzak durun.

    2. Fazla Şeker Tüketimi

    . Fazla Şeker Tüketimi

    Fazla şeker tüketimi, sindirim sistemi üzerinde olumsuz etkiler yaratabilir. Şeker, bağırsak florasını bozarak zararlı bakteri ve mayaların çoğalmasına neden olabilir. Bu durum, şişkinlik, gaz ve hatta irritabl bağırsak sendromu gibi sindirim sorunlarına sebep olabilir.

    Çözüm: Doğal şeker kaynaklarına (meyve gibi) yönelin ve eklenmiş şeker içeren gıdalardan kaçının.

    3. Aşırı Alkol Tüketimi

    Aşırı Alkol Tüketimi

    Alkol, mide ve bağırsakların normal fonksiyonlarını bozarak sindirim sistemi üzerinde zararlı etkilere sahiptir. Alkol, mide asidini artırarak gastrit ve ülser riskini yükseltebilir. Ayrıca, bağırsaklardaki emilimi de olumsuz etkileyebilir.

    Çözüm: Alkol tüketimini sınırlayın veya tamamen bırakın.

    4. Stres

    Stres1

    Stres, sindirim sistemi sağlığı üzerinde doğrudan etkilere sahiptir. Stres altında iken vücudun sindirime daha az enerji ayırması ve mide asidinin artması gibi durumlar sindirim sorunlarına yol açabilir.

    Çözüm: Düzenli egzersiz yapmak, meditasyon ve yeterli uyku, stresi yönetmek ve sindirim sağlığınızı korumak için etkili yöntemlerdir.

    5. Yetersiz Su Tüketimi

    Yetersiz Su Tüketimi

    Vücudun yeterli su almaması, sindirim sistemi için de problemler yaratabilir. Su, sindirim sürecinin temel bir parçasıdır ve yeterli su tüketimi, besinlerin sindirilmesine ve atıkların vücuttan atılmasına yardımcı olur.

    Gün boyunca düzenli olarak su içmeye özen gösterin. Yetişkin bir bireyin günlük ortalama 8-10 bardak su tüketmesi önerilir.

    Bu beş düşmanın farkında olmak ve alışkanlıklarınızı buna göre düzenlemek, sindirim sisteminizin sağlıklı kalmasına yardımcı olabilir. Sağlıklı bir sindirim sistemi için dengeli beslenme, düzenli egzersiz ve stres yönetimi önemlidir.

  • Endoskopik Tedavi ile Reflüye Cerrahisiz Çözüm!

    Endoskopik Tedavi ile Reflüye Cerrahisiz Çözüm!

    Tıp dünyasında ‘gastroözofagial reflü’ olarak bilinen reflü hastalığı, mide içeriğinin yemek borusuna geri kaçmasıyla karakterize bir durumdur. Bu hastalık, özellikle günümüzde sağlıksız beslenme alışkanlıkları, aşırı stres, sigara ve alkol tüketimi gibi etkenlerle sıkça karşılaşılan bir sorun haline gelmiştir. Acıbadem Taksim Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Çetin Karaca, reflünün çeşitli nedenlere bağlı olarak ortaya çıktığını belirtirken, tedavi ve korunma yöntemlerine ilişkin önemli bilgiler sunmaktadır.

    Reflüye Neden Olan Faktörler

    Reflü hastalığı, mide ile yemek borusu arasında yer alan ve kapak görevi gören yapıdaki geçici gevşemeler nedeniyle gelişir. Bu gevşeme, mide asidinin yemek borusuna geri kaçmasına olanak tanır ve reflüye yol açar. Prof. Dr. Çetin Karaca, bu duruma yol açabilecek başlıca faktörleri şöyle sıralıyor: “Sigara ve alkol kullanımı, baharatlı ve asitli yiyecekler, kızartmalar, aşırı kilo, turunçgiller gibi besinler reflüye zemin hazırlayan etkenler arasındadır.”

    Özellikle sağlıksız yaşam tarzı ve beslenme alışkanlıkları, reflü hastalığının daha sık görülmesine neden olmaktadır. Yapılan çalışmalar, eskiden sadece yetişkinlerin hastalığı olarak bilinen reflünün artık çocuklarda da yaygın hale geldiğini ortaya koymuştur. Günümüzde her 5 kişiden birinde reflü tespit edilmekte olup, bu hastalık toplum genelinde yaygın bir sağlık sorunu olarak karşımıza çıkmaktadır.

    Reflü Semptomları ve Tanı Kriterleri

    Reflünün en yaygın belirtisi, göğüs kafesi arkasında hissedilen yanma hissi ve acı-ekşi mide içeriğinin ağıza kadar geri gelmesidir. Yemeğin ardından yaklaşık yarım saat içinde bu belirtiler kendini gösterir ve özellikle dolu mide ile uyuma alışkanlığına sahip olan bireylerde şikayetler daha da artar. Gece astım benzeri öksürükler, boğulma hissi, boğazda yanma ve ses kısıklığı gibi belirtiler de reflünün tipik semptomları arasında yer alır. Prof. Dr. Karaca, kalp hastalıklarına bağlı olmayan göğüs ağrısının en sık nedeninin reflü olduğunu ve reflü tedavisinin ihmal edilmemesi gerektiğini vurgulamaktadır.

    Reflü tedavisinin günlük yaşam kalitesini artırmada önemli bir rol oynadığını belirten Prof. Dr. Karaca, reflü şikayetlerinin sürekli hale gelmesi durumunda kansere yol açma riskinin bulunduğuna da dikkat çekmektedir. Bu nedenle reflü tedavisinin ertelenmemesi ve uygun tedavi yöntemlerinin uygulanması hayati önem taşır.

    Endoskopik Tedavi Yöntemleri

    Son yıllarda tıp teknolojisindeki gelişmeler, reflü hastalığının tedavisinde de önemli yenilikleri beraberinde getirmiştir. İlaç tedavisine rağmen şikayetleri devam eden, ilaç kullanmak istemeyen ya da gece semptomları yoğun olan hastalar için endoskopik tedavi yöntemleri önerilmektedir. Prof. Dr. Çetin Karaca, bu yöntemlerin hastane yatışı gerektirmeyen, cerrahi kesiler olmadan uygulanan ve hastaların aynı gün normal yaşamlarına dönebildikleri işlemler olduğunu ifade etmektedir.

    Endoskopik tedavi yöntemlerinden ilki, anti reflü mukozal ablasyon/rezeksiyon işlemidir. Bu yöntemde, yemek borusu ile mide arasındaki mukoza tabakası soyularak ya da argon gazı ile yakılarak daralma sağlanır. Yapılan çalışmalarda, bu yöntemin 5 yıllık izlem sürecinde hastaların %85’inde reflü semptomlarını ortadan kaldırdığı gösterilmiştir. İkinci yöntem ise endoskopik fundoplikasyondur. Bu işlemde, midenin üst kısmı yemek borusunun alt ucuna sarılarak dikilmektedir. Endoskopik tedavi yöntemlerinin cerrahi müdahaleye göre daha az invaziv olması, kısa iyileşme süresi ve düşük komplikasyon riski nedeniyle tercih edildiği bilinmektedir.

    Prof. Dr. Karaca, hangi tedavi yönteminin uygun olduğuna karar verilirken hastanın durumu ve reflü hastalığının şiddetinin mutlaka bir gastroenterolog tarafından değerlendirilmesi gerektiğini ifade etmektedir.

    Reflü Hastalığına Karşı Alınabilecek Önlemler

    Reflü hastalığından korunmak için yaşam tarzında yapılacak bazı değişiklikler etkili olabilmektedir. Prof. Dr. Çetin Karaca, reflüye karşı alınabilecek önlemleri şu şekilde sıralamaktadır:

    1. Yatağınızın başını yükseltin veya başınızın altına çift yastık kullanın.
    2. Yatmadan en az üç saat önce yemek yemeyi bırakın.
    3. Yemeklerde yağlı yiyecekler, kafein ve çikolata tüketimini azaltın.
    4. Sigara, alkol, asitli içecekler ve baharatlı gıdalardan kaçının.
    5. Fazla kilolarınızdan sağlıklı bir şekilde kurtulmaya çalışın.
    6. Karın içi basıncını artıran korse ve sıkı kemerlerden uzak durun.
    7. Stres yönetimi tekniklerini öğrenin ve stresli durumlardan kaçının.
    8. Mümkünse ağrı kesici ilaç kullanmayın ya da doktor önerisiyle kullanın.
    9. Düzenli egzersiz yapın, ancak egzersizi yemeklerden en az iki saat sonra yapmaya özen gösterin.
    10. Yemek esnasında su tüketmek reflüyü artırabileceğinden, suyu öğün aralarında için.

    Bu önerilere uyulması, reflü semptomlarını azaltmak ve hastalığın ilerlemesini önlemek açısından büyük önem taşımaktadır. Reflü hastalığı tedavi edilmediğinde, ilerleyerek ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceği için şikayetlerin ortaya çıkması halinde mutlaka bir uzmana başvurulması gerekmektedir.

  • Yeni Covid XEC Varyantı Avrupa’da Patladı: Uzmanlar Etkilerinin Artacağını Uyarıyor!

    Yeni Covid XEC Varyantı Avrupa’da Patladı: Uzmanlar Etkilerinin Artacağını Uyarıyor!

    Yeni ortaya çıkan Covid XEC varyantı, Avrupa’da hızla yayılarak sağlık otoritelerini alarma geçirdi. Ağustos ayında bu varyantın yayılmasının birkaç hafta ile birkaç ay arasında sürebileceği öngörülmüşken, XEC varyantı hızla etkisini göstermeye başladı.

    XEC Varyantının Yayılma Hızı ve Uluslararası Etkisi

    XEC varyantı ilk olarak haziran ayında Almanya’nın Berlin şehrinde tespit edildi ve kısa süre içinde Avrupa, Kuzey Amerika ve Asya’da hızlı bir yayılım gösterdi. Scripps Araştırma Translasyonel Enstitüsü müdürü Dr. Eric Topol, bu varyantın Covid-19’un en olası yeni varyantı olduğunu ve havaların soğumasıyla etkisinin artabileceğini belirtti. Dr. Topol, XEC varyantının “daha yeni başlıyor” olduğunu ve etkilerinin önümüzdeki dönemlerde daha belirgin hale gelebileceğini ifade etti.

    Yüksek Enfeksiyon Oranı ve Coğrafi Yayılım

    XEC varyantı, özellikle Slovenya’da ağustos ayında yüksek enfeksiyon oranlarına yol açtı ve ülkenin Covid vakalarının yüzde 10’undan fazlasını oluşturdu. Ayrıca, varyant Polonya, Norveç, Lüksemburg, Ukrayna, Portekiz ve Çin gibi ülkelerde de tespit edildi. Danimarka, Almanya, İngiltere ve Hollanda’da XEC’nin güçlü bir şekilde yayıldığı bildiriliyor.

    XEC varyantının semptomları, grip ve soğuk algınlığı gibi yaygın hastalıklara benzerlik gösteriyor. Bu belirtiler arasında yüksek ateş, sürekli öksürük, tat ve koku alma kaybı, nefes darlığı ve yorgunluk bulunuyor. Uzmanlar, varyantın etkilerini daha iyi anlamak için sürekli bir izleme ve araştırma sürecinin gerekliliğine dikkat çekiyor.

  • Küçük Tansiyon Neden Düşer? İşte Sağlığınızı Tehdit Eden Nedenler!

    Küçük Tansiyon Neden Düşer? İşte Sağlığınızı Tehdit Eden Nedenler!

    Küçük tansiyon (diyastolik kan basıncı), kalbin dinlenme anında damarlara uyguladığı basınçtır ve normalde 80 mmHg civarında olmalıdır. Ancak çeşitli faktörler bu değerin altına düşmesine neden olabilir, bu da bazı sağlık sorunlarına yol açabilir. Küçük tansiyonun düşmesi, genellikle dikkate alınması gereken bir durumdur ve altında yatan nedenlerin anlaşılması, uygun tedavi yöntemlerinin belirlenmesinde kritik öneme sahiptir.

    Nedenler Çok Yönlü İncelenmeli: Dehidrasyon ve Diyet

    Küçük tansiyonun düşmesinin en yaygın nedenlerinden biri dehidrasyondur. Yeterli su ve sıvı tüketilmemesi, kan hacminin azalmasına ve dolayısıyla kan basıncının düşmesine neden olabilir. Ayrıca, düşük tuz içerikli diyetler veya aşırı tuz kısıtlaması da diyastolik tansiyonun düşmesine yol açabilir. Dengeli bir diyet ve yeterli hidrasyon, tansiyon düzeylerini sağlıklı bir aralıkta tutmak için önemlidir.

    İlaçların Rolü: Reçete Edilen ve Reçetesiz İlaçlar

    Bazı reçeteli ve reçetesiz ilaçlar, yan etki olarak diyastolik kan basıncını düşürebilir. Özellikle hipertansiyon tedavisinde kullanılan ilaçlar, aşırı dozda alındığında veya yanlış birleştirildiğinde küçük tansiyonun düşmesine neden olabilir. Bunun yanı sıra, bazı antidepresanlar, diüretikler ve kalp ilaçları da benzer etkilere sahiptir. İlaçların etkileri, doktor kontrolünde düzenli olarak izlenmelidir.

    Küçük Tansiyon Neden Düşer-1

    Küçük tansiyon düşüklüğü bazen ciddi sağlık koşullarının bir belirtisi olabilir. Kalp kapakçık problemleri, kalp ritim bozuklukları veya kalbin pompalama gücünün zayıflaması gibi durumlar diyastolik basıncın düşmesine neden olabilir. Endokrin sistem bozuklukları, özellikle adrenal bezlerin yetersiz çalışması (Addison hastalığı gibi) ve tiroid problemleri de tansiyon düşüklüğüne yol açabilir.

    Düzenli fiziksel aktivite, genel olarak kan basıncını düzenlemede olumlu bir etkiye sahiptir, ancak aşırı egzersiz, bazı insanlarda diyastolik tansiyonun geçici olarak düşmesine neden olabilir. Stres ve anksiyete de kan basıncını etkileyebilir; uzun süreli stres, vücutta hormonal değişikliklere ve sonuç olarak tansiyon düşüklüğüne neden olabilir.

    Küçük tansiyon düşüklüğünün önlenmesi ve yönetimi, yaşam tarzı değişikliklerini, uygun ilaç kullanımını ve düzenli tıbbi takibi içerir. Sağlıklı bir diyet, yeterli hidrasyon, düzenli egzersiz ve stres yönetimi, diyastolik kan basıncını sağlıklı bir seviyede tutmaya yardımcı olabilir. Ayrıca, düzenli sağlık kontrolleri, potansiyel sorunları erken fark etmek ve etkili bir şekilde müdahale etmek için önemlidir.

    Küçük tansiyonun düşmesi, çoğu zaman yönetilebilir bir durum olmakla birlikte, altında yatan nedenlerin doğru bir şekilde tanımlanması ve tedavi edilmesi gerekmektedir. Bu, bireyin genel sağlığını ve yaşam kalitesini korumak için elzemdir.

  • DSÖ’den Önemli Adım: Maymun Çiçeği Virüsüne Karşı İlk Onaylı Aşı

    DSÖ’den Önemli Adım: Maymun Çiçeği Virüsüne Karşı İlk Onaylı Aşı

    Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), maymun çiçeği virüsüne (M-çiçeği) karşı ön yeterlilik alan ilk aşıyı onayladığını duyurdu. MVA-BN adlı bu aşı, dünya genelinde yayılmaya devam eden ve uluslararası kamu sağlığını tehdit eden virüse karşı geliştirilen ilk aşı olarak kayıtlara geçti.

    Küresel Halk Sağlığı Acil Durumu: M-Çiçeği Virüsü

    DSÖ, M-çiçeği virüsünün hızla yayılmasının ardından küresel halk sağlığı acil durumu ilan etmişti. 2022 yılında patlak veren salgından bu yana, en az 120 ülkede 103 binden fazla vaka tespit edildi. 2024 yılında ise 25 binden fazla şüpheli ve doğrulanmış vaka, 14 ülkede ise 723 ölüm kaydedildi. Özellikle Afrika’nın bazı bölgelerinde yaygın olan bu virüs, dünya genelinde halk sağlığını tehdit etmeye devam ediyor.

    MVA-BN Aşısı: Virüsle Mücadelede Yeni Bir Dönem

    DSÖ’nün onayladığı MVA-BN aşısı, maymun çiçeği virüsüne karşı geliştirilen ilk aşı olma özelliği taşıyor. DSÖ Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, bu aşının onaylanmasını “gelecek salgınlara karşı atılmış önemli bir adım” olarak nitelendirdi. Ghebreyesus, aşının özellikle virüsün en çok yayıldığı ve risk altında olan bölgelere adil bir şekilde dağıtılması gerektiğine dikkat çekti.

    MVA-BN aşısı, 18 yaş üstü bireylere dört hafta arayla iki doz olarak uygulanabiliyor. Soğukta saklanması gereken bu aşı, aynı zamanda iki ila sekiz derece arasında sekiz haftaya kadar muhafaza edilebiliyor. DSÖ’nün mevcut verilere dayanarak yaptığı açıklamaya göre, tek dozluk aşılama yüzde 76 koruma sağlarken, iki doz sonrasında bu oran yüzde 82’ye kadar çıkabiliyor.

  • İstanbul Beyoğlu’nda Maymun Çiçeği Alarmı: Turist Karantinaya Alındı

    İstanbul Beyoğlu’nda Maymun Çiçeği Alarmı: Turist Karantinaya Alındı

    Dünya genelinde maymun çiçeği virüsü ile ilgili endişeler devam ederken, İstanbul Beyoğlu’nda yaşanan bir olay, sağlık yetkililerini harekete geçirdi. Afrika uyruklu bir turistin maymun çiçeği virüsü belirtileri göstermesi üzerine, acil sağlık tedbirleri alındı.

    Sabah saatlerinde, kendini kötü hisseden turistin durumunu fark eden çevredeki vatandaşlar, hemen sağlık ekiplerine haber verdi. Olay yerine kısa sürede ulaşan ekipler, turisti ve çevresindekileri riske atmamak için hızla karantina altına aldı.

    Şüpheli Durum ve Sağlık Tedbirleri

    Beyoğlu’nda gözlem altına alınan turist, belirtiler arasında yer alan vücut döküntüleri nedeniyle dikkat çekti. Sağlık görevlileri, turistin durumunu daha yakından izlemek için numune aldı ve bu numunelerin incelenmesi için laboratuvara gönderildi. Turist, sonuçlar çıkana kadar hastanede özel bir bölümde izole edildi. 

    Sağlık Bakanlığı yetkilileri, durumun kontrol altında olduğunu ve alınan önlemlerin etkin bir şekilde uygulandığını açıkladı. Bakanlık, halkı sürekli bilgilendirerek panik oluşmasını önlemeye çalışıyor ve gerekli tüm sağlık tedbirlerinin alındığını vurguluyor.

  • Hücre Bölünmesi ve Canlıların Sürekli Yenilenme Sırrı

    Hücre Bölünmesi ve Canlıların Sürekli Yenilenme Sırrı

    Hücre bölünmesi, çok hücreli canlılarda büyüme, gelişme ve onarım süreçlerinin temelidir. Tek hücreli organizmalarda ise hücre bölünmesi, bireylerin çoğalması ve popülasyonun devam etmesi için zorunludur. Bu süreç, hayati öneme sahiptir çünkü hücrelerin zamanla yaşlanması, hasar görmesi veya ölmesi nedeniyle sürekli olarak yenilenmeye ihtiyaç duyulur.

    Genetik Bilginin Aktarılması

    Hücre bölünmesi sırasında, hücreler kromozomları kopyalar ve bu kopyaları yeni oluşacak hücrelere aktarır. Bu süreç, genetik bilginin kuşaktan kuşağa aktarılmasını sağlar ve canlıların özelliklerinin korunmasında kritik bir rol oynar. Özellikle mitoz bölünme, organizmanın genetik yapısını koruyarak, hücreler arasında genetik bilgiyi birebir aktarır.

    Hücre Bölünmesi Ve Canlıların Sürekli Yenilenme Sırrı1

    Özellikle çok hücreli organizmalarda hücre bölünmesi, büyüme ve gelişme için esastır. Embriyonik gelişim sırasında tek bir yumurta hücresi, milyarlarca hücre içeren kompleks bir organizmaya dönüşür. Bu süreçte her hücre, organizmanın ihtiyaç duyduğu spesifik fonksiyonları yerine getirecek şekilde farklılaşır.

    Hücre bölünmesi, hasar görmüş veya aşınmış dokuların onarılmasında da önemli bir işleve sahiptir. Örneğin, cildin sürekli yenilenmesi, karaciğer hücrelerinin yeniden oluşumu ve kemiklerin kırıldığında iyileşmesi bu süreçle mümkün olur. Mayoz bölünme ise, cinsel üreme ile genetik çeşitliliğin sağlanmasında ve evrimsel adaptasyonlarda temel bir rol oynar.

    Hücre Bölünmesi Ve Canlıların Sürekli Yenilenme Sırrı1-1

    Hastalıklarla İlişkisi

    Hücre bölünmesinin kontrolsüz olması, kanser gibi hastalıkların gelişimine zemin hazırlayabilir. Kanser hücreleri, normal hücre bölünmesi kontrol mekanizmalarını aşarak kontrolsüz şekilde çoğalır ve bu da tümörlerin oluşumuna ve yayılmasına neden olur. Bu nedenle, hücre bölünmesini düzenleyen mekanizmalar üzerinde yapılan araştırmalar, kanser tedavisinde yeni yöntemlerin geliştirilmesi için büyük önem taşır.

    Hücre bölünmesi, canlıların hayatta kalması, sağlıklı büyümesi ve çoğalması için zorunlu bir süreçtir. Bu sürecin sağlıklı işlemesi, yaşamın devamlılığı için kritik bir öneme sahiptir ve hücre bölünmesi ile ilgili araştırmalar, tıp ve biyoloji bilimlerinde sürekli olarak devam etmektedir.

  • Binali Yıldırım Acil Anjiyo Operasyonu Geçirdi

    Binali Yıldırım Acil Anjiyo Operasyonu Geçirdi

    Türkiye Cumhuriyeti’nin son Başbakanı ve Türk Devletleri Teşkilatı Aksakallar Heyeti Başkanı olan Binali Yıldırım, dün Kartal Koşuyolu Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde anjiyo operasyonu geçirdi. Sağlık durumu ile ilgili endişe yaratan bu gelişme, Yıldırım’ın takipçileri ve sevenleri arasında büyük bir dikkatle takip edildi.

    Yapılan detaylı sağlık kontrolünden sonra Binali Yıldırım’a kalp damarlarında tıkanıklık tespit edildi ve bu durum üzerine anjiyo operasyonuna karar verildi. Operasyon esnasında Yıldırım’a dört adet stent takıldı. Bu müdahale, kalp sağlığını desteklemek ve damar tıkanıklığını önlemek amacıyla yapıldı.

    Sağlık Durumu İyi, Henüz Taburcu Olmadı

    Operasyonun başarılı geçtiği ve Binali Yıldırım’ın sağlık durumunun iyi olduğu bildirildi. Ancak, doktorlar tarafından yapılan açıklamada, Yıldırım’ın sağlık durumunun sürekli olarak izlendiği ve henüz taburcu olmadığı belirtildi.

  • Maymun Çiçeği Virüsü Havuzda Yayılabilir mi?

    Maymun Çiçeği Virüsü Havuzda Yayılabilir mi?

    Üsküdar Üniversitesi Bağımlılık ve Adli Bilimler Enstitüsü Biyogüvenlik Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Kaan Yılancıoğlu, havuz, hamam ve kaplıca gibi alanlarda maymun çiçeği virüsünün bulaşma riskine dair bilgiler verdi.

    Maymun çiçeği (mpox) virüsünün, esas olarak enfekte bir kişinin deri lezyonları, vücut sıvıları veya uzun süreli solunum damlacıklarına maruz kalma yoluyla bulaştığını hatırlatan Doç. Dr. Kaan Yılancıoğlu, “Virüsün ana bulaşma yolları göz önüne alındığında, yüzme havuzları, deniz veya diğer su kaynakları yoluyla bulaşma riski oldukça düşüktür. Ancak, yüzme sırasında lezyonları olan biriyle doğrudan cilt teması risk oluşturabilir.” dedi.

    Maymun çiçeği virüsünün klorlanmış su gibi dezenfekte edilmiş ortamlarda hayatta kaldığına dair bir kanıt olmadığına dikkat çeken Doç. Dr. Kaan Yılancıoğlu, “Yüzme havuzlarında kullanılan klor seviyeleri, virüsü etkisiz hale getirir. Bu nedenle, düzgün şekilde bakımı yapılan havuzlar genel olarak güvenlidir.” dedi.

    BELİRTİLERİ OLAN KİŞİLER YÜZME ALANLARINA GİRMEMELİ

    Hamam veya kaplıcalar gibi diğer su kaynakları hakkında da spesifik veriler olmadığını dile getiren Doç. Dr. Kaan Yılancıoğlu, “Genel olarak uygun şekilde bakımı yapılan su kaynaklarının virüsün yayılması açısından düşük risk taşıdığı kabul edilir.” dedi. Hijyen açısından, yüzme havuzlarında suyun uygun şekilde dezenfekte edilmesi ve yüzeylerin düzenli olarak temizlenmesinin önemli olduğunu da sözlerine ekleyen Doç. Dr. Kaan Yılancıoğlu, belirtileri olan kişilerin toplu yüzme alanlarına girmemesinin bulaşmayı önlemek açısından kritik olduğuna dikkat çekti.

    ORTAK KULLANILAN EŞYALARLA TEMAS SONRASI ELLER YIKANMALI

    Yetkililerin, maymun çiçeği belirtileri gösteren kişilerle yakın temastan kaçınılmasını önerdiğini hatırlatan Doç. Dr. Kaan Yılancıoğlu, “Kişisel hijyenin sağlanması, yüzeylerle veya ortak kullanılan eşyalarla temas sonrası ellerin yıkanması gibi önlemler virüsün yayılma riskini azaltabilir. Halk sağlığı açısından, semptomları olan kişilerin izole edilmesi ve hastalığın bulaşıcılık süresi boyunca toplumdan uzak durmaları önerilir. Özetle, maymun çiçeği virüsünün su yoluyla yayılma riski düşük olsa da hijyen kurallarına dikkat etmek ve enfekte kişilerle doğrudan temastan kaçınmak önemlidir.” diyerek sözlerini tamamladı.

  • İlerleyen Yaşla Birlikte Yakını Görmede Zorluk Yaşanıyor

    İlerleyen Yaşla Birlikte Yakını Görmede Zorluk Yaşanıyor

    Presbiyopi veya yakın görme bozukluğunun yaşlanmaya bağlı olarak ortaya çıktığını ifade eden Doç. Dr. Asena, yaşla birlikte göz merceğinin uyum yeteneğinin yavaş yavaş kaybolduğunu ve insanların çoğunun okumak veya yakın iş yapabilmek için gözlük kullanmak zorunda kaldığını dile getirdi.

    FARKLI TEDAVİ SEÇENEKLERİ BULUNUYOR

    Doç. Dr. Bilgehan Sezgin Asena, “Göz bozukluğu olmayan insanlar, 40 yaşından sonra yavaş yavaş özellikle küçük yazıları okumada zorluk çekmeye başlarlar ve gözlük gereksinimi ortaya çıkar. Hipermetrop olan kişiler daha erken yaşta okuma gözlüğüne ihtiyaç duyarlar. Miyop olanlarsa uzak için gözlük kullanırlar ve zaten yakını gördükleri için presbiyopi yaşına geldiklerinde gözlüklerini çıkarıp okurlar ancak onlarda presbiyopi olmadığı anlamına gelmez. En basit çözüm okuma gözlüğüdür. Göz bozukluğu olanlar yani uzak için gözlük kullananlar ya iki gözlük ya da yakın ve uzak gösteren multifokal gözlükler kullanırlar. Diğer bir çözüm ise özel presbiyopi kontakt lensleri kullanmaktır. Ancak yaş ilerledikçe kontakt lens kullanımı hem göz yaşına bağlı nedenlerle hem de yakın numarası ilerlediğinde yakını gösteren kontakt lenslerin uzak görmesini bozduğundan kullanım zorlaşır. Bunları kullanmak istemeyenlerde seçenek ameliyatla akıllı (trifokal) mercek takılmasıdır. Lazerle gözlükten kurtulma ameliyatları yaygınlaştığından yakın gözlüğü ameliyatına ilgi duyulmaktadır. Ayrıca multifokal trifokal ( yakın orta uzak) göziçi mercek ameliyatları da çok iyi sonuçlar vermektedir. Son yıllarda halk arasında akıllı lens olarak da bilinen trifokal mercekler tercih edilmektedir” diye konuştu.

    UZMAN HEKİM KARAR VERMELİ

    Son yıllarda birçok göz bozukluklarının lazer ameliyatlarıyla başarılı şekilde tedavi edilebildiği bilgisini veren Doç. Dr. Bilgehan Sezgin Asena, Presbiyopi – Yakın Görme Bozukluğu için de birçok ameliyat önerildiğini kaydetti; hangi ameliyatın yapılacağına bu konuda tecrübeli bir hekimin karar vermesi gerektiğini de sözlerine ekledi.